simdi surada, yanimda olsa sarilarak aglayacagim insana gunde en az 20 kere bela okuyorsam…burda bi sistem hatasi var cocuklar.
cok pis bi hata var hem de.
alla belasini versin. en guzel hayat onun olsun.
hadi bakalim!
su evren, dunya, kainat, ne sikimbokumsa bu orospucocugu…bi daha beni asla bi gamsizla muhatap etmesin. kendim icin tek dilegim bu.
orospucocugu ile savasirim, manyakla sevisirim, kompleksli insanla oturur bira icerim, kotu insana siktiri cekerim, kendini begenmise “fifi” derim…
ama gamsiz…beni uzuyor.
ben dun gece ilk kez bi insana aglaya aglaya bela okudum! 10 kere okudum, 100 kere okudum. olse uzulmem. soz uzulmem.
ha böyle bırakın beni işte. böyle.
yatmadan dinleyince…
sen de benden kalanları
her şeyi al
bana beni geri ver
bir şansım olsun
başka yer, başka zaman
sensiz ömrüm olsun
bugun sabahin korunde ciktim disari, aksama misafirler var bi seyler almam lazim falan…yururken hep onunla yemek yedigimiz, bi seyler ictigimiz mekanlarin onunden gectim, hep onu dusundum.
hep gozum doldu. hep cok pis kufrettim.
en son hema’ya giderken, calistigi mekanin onunden gectim. kocaman bi afis vardi; chamber music competition diye. kocaman bi afis. onun duzenledigine eminim ve bundan ne kadar gurur duyduguna da…
bi yerden ciksin istedim. bi yerden ciksin ve ben uzaktan baksam…
insan uzaktan gormeyi bile ister mi yaa?
myth
uyaniyorum sabahlari zarzor, o geliyor aklima. yatakta boyle gozlerimi tavana dikip “neden yanimda degil” diye dusunuyorum. yanimdayken uyandigimda cok mutlu uyandigimi hatirliyorum cunku; sis gozlerle bana baktigini ve gulumsedigini hatirliyorum. bende kaldiginda genelde ben ondan erken uyanip hazirlaniyordum ise gitmek icin, onun isi benimki gibi corporate dallama bi is olmadigindan 10bucuk falan gibi gidiyordu. ben opup cikiyordum, o sonra anahtari posta kutuma atiyor kendi isine gidiyordu.
artik amsterdam’da calisiyorum, daha erken kalkiyorum tabii. aylardan en igrenc ay ocak, hava karanlik, etraf soguk ben bi onceki isyerine 5 dakika yuruyerek giden biri oldugum icin yeni duzen karsisinda saskin bir ordek.
uyanip kendimi zorla dusa atiyorum, banyoda docking station var, ustunde de ipod…jussi bjorling dinliyorum her sabah; su ana kadar hic dinlemedigim (daha dogrusu bilincli bi sekilde ve isteyerek dinlemedigim) opera. bana uzun uzun jussi dinletmisti cunku o…hatta geyik yapmisti “dunyada senden daha yakisikli buldugum tek adam var, o da jussi” falan diye. jussi bjorling isvecli, bi sekilde isvec’i hatirlatiyor bana, en cok da onu hatirlatiyor. dus alirken de hep ayni seyi dusunuyorum “neden beraber degiliz, neden su an yanimda degil”…
sonra espresso yapiyorum kendime, yavas yavas cantami hazirliyorum…sersem gibiyim bunlari yaparken. pencereden bakiyorum… neyse ki tam karsimdaki kocaman agacin hala christmas isiklari ustunde, her seferinde gulumsetiyor beni. cikiyorum evden, istasyona yurumek 8 dakikami aliyor. biniyorum trene benim gibi uyku sersemi onlarca insanla birlikte. amsterdam amstel duraginda iniyorum, calistigim bina o istasyonun hemen yaninda cunku. onun da eindhoven trenine ordan bindigini biliyorum, indigim gibi gozum onu ariyor, bi iki saniye gorsem mutlu olurum gibi geliyor…ama o genelde 9 sonrasi trenlerine biniyor biliyorum. ben ise amsterdam amstel’e 8:42’de variyorum. birbirimizi 10-15 dakika ile kaciriyoruz. oysa orada olsa atkisindan tanirim, yuruyusunden tanirim, kum rengi sacindan tanirim….
is guc uzun suruyor hep, yeni mudurum korkunc bi tip. is cok yogun, ben sersem gibiyim. yeni basladigim icin bissuru sey ogrenmem gerekiyor…bi toplanti bitiyor, digeri basliyor…ogle arasi bile en fazla 30 dakika suruyor tatsiz sandvicler esliginde. sansliysam tek basina kaliyorum ogle arasinda iki sigara tutturuyorum. aksam 7 oluyor, 8 oluyor o saatlerde cikiyorum zifiri karanlikta. eindhoven trenine biniyorum amstel’den yine. binerken yine bakiyorum belki donmustur burdadir diye ama hic goremiyorum. trende donerken olu gibiyim, ses cikaran, mutluluk belirtisi gosteren herkesten nefret ediyorum o esnada.
eve geliyorum coktan aksam 9 olmus bile…bi seyler yiyorum, ev ne kadar daginik diyorum kendi kendime ama toplayacak mecalim yok mesela. bi seyler yedikten sonra usulca kivriliyorum kirmizi koltuguma aptal turk dizileri izliyorum ardi ardina. 11 oluyor saat yatagima kivriliyorum bu sefer. yataga kivrildigimda da yine ayni sey geciyor aklimdan…
neden benimle degil su anda….?
nar
insanin baskalarindan ogrendigi cok sey oluyor.benim de sanirim insan olarak (insan miyim lan ben!) baska bi insana hayran olma derecem o insanin bana ne ogrettigine bagli.
bi kere eleman benim evdeyken ve cok sakin bi gece geciriyorken onun fotograflarina bakiyoruz. bizimki boyle daglarin, tepelerin zirvesinde bi takim sacma kis kiyafetleriyle gulumsemis falan. orasi fransa mi, isvicre mi ben bilemedim simdi.
bana sey demisti: “manzara o kadar muhtesemdi ki, dunyanin yuvarlak oldugunu o zaman goruyorsun. (yuvarlak ne lan!)
boyle donup salak salak, hayran hayran bakmistim ona o zaman. ne de guzel anlatti demistim… ben ne hissettigini tek cumlede anlatan insanin kopegi olurum yani.
sonra hayal kurdum tabi, beraber olsak orda o anda falan diye ama…
yalan tabi. peru diye bi sey var.
winter in my heart
insanin canini en cok acitan sey birini ozlemek galiba. icin delire delire ozlemek yani. butun nedenleri, sonuclari, sebepleri cok mantikli bi sekilde inceledigine inansan da…kendini buna ikna etsen de…ona hak vermeye calissan da, kendini cok pis gazlasan da…o an. yani o cok ozledigin an oyle bi ic sikintisi ile nefes alip veriyorsun ki…
iliskiler konusunda cok bilgi sahibi biri degilim ben, oyle deli gibi manyak gibi sappik gibi bi iliski gecmisim olmadi. durup da agir agir laflar edemem ama inandigim cok basit bi sey var(di); insanlar birbirini severse ya da hadi daha agdali sekilde ifade edeyim birbirlerine deli gibi asik olmuslarsa onu surdurmek icin ellerinden geleni yaparlar. bu kadar. sevmediklerini, asik olmadiklarini, bi cift olarak gorunmekten memnun olmadiklarini anladiklari anda ise buna bi son verirler ve hayatlarina baska bi sekilde, baska insanlarla devam ederler.
cok buyuk konusan insanlardan nefret ederim ve buyuk konusmaktan kacinirim. insanin basina her sey gelir; aldatirsin, aldanirsin, mutsuzlugunu gizlemeye calisirsin ama bas edemezsin…olur boyle seyler. tek inandigim sey bunu hissettigin an durust olman.
son 6 aydir yasadigim sey (iliski bile diyememek) bunlarin hepsini ozetliyor korkarim. ben birinden sadece ama sadece durustce davranmasini istedim. hayirsa hayir, evetse evet…bana zaman ver dese o da olur(du). alistigin kendini ait hissettigin hayattan bi anda kopmak ve ayrilmak hic kolay degil biliyorum ama o zaman gidip de bu hayattan ne kadar -aslinda- uzak oldugunu benim gozumun icine bakarken, beni gogsune yatirip (olmayan) sacimi oksarken hissettirmeyeceksin.
kendim hakkinda bildigim tek sey var! hayatta hicbi sey icin hirsli degilim. hirstan nefret ederim. ne is ne ask ne sosyal statu…yasadigim zaman icinde iyi biri olmaya, durust olmaya, parami bi sekilde kazanip sevdigim seyleri yapmaya calismaktan baska bi amacim yok. haddimi hududumu cok iyi biliyorum.
icinde bulundugu kozadan cikmaya gotu olmayan birinin bana verdigi aciyi unutmam uzun suruyor, zaman istiyor, sabir istiyor, guc istiyor. ben uzuluyorum, gercekten cok uzuluyorum.
sonbahar guzeldir demistim




